insan uykudan uyanınca ne kadar çıplak, şaşkın ve paralel evren.
rüyamda: bir yıldız kayıyor, çok parlak, büyük. ve ben daha dileğimi tutamadan, aslında bir göktaşıymış o sanki ve yere düşüyor. korku filmi izlerken yaptığım üzere kulaklarımı kapıyorum. o yıldız gerçekten yere düştü mü, yoksa bir göktaşı mıydı (bilimsel olarak evet, tamam:) geldiğini sandığım sesler ve o uzakta gördüğüm hafif toz bulutu havai fişeklerden mi, anlayamıyorum. balkondayım, gökyüzü çok güzel, yıldızlar parlak. ve düşeceği korkusuyla -belki de o anda gerçekleştiğine de tanık olduğum- son dileğim, yaşayalım, mutlu olalım oluyor. böyle dilek olur mu?
ve işte sonra deprem oluyor hissiyle uyanıyor insan. bir süre o kadar emin ki, sözlükten gerçekten deprem olmuş mu diye bakıyor. ve hala karnında o hisle, belki yardımcı olur diye bir ekrana yazıyor rüyasını.
bari sigara içelim konulu klasik rüya sonrası aktivitesini gerçekleştirirken düşünüyor: güven hissini, güvenlik duygusunu tesis etmek şu koccca dünyada gerçekten zor. ve eğer mevzu onu biraz edinebilmekse eğer bugüne kadar sanki çok başarılı olamamışım bu konuda. evden dışarı çıkıp bir miktar güvenlik hissi satın alıp geri dönmek gerekiyor çünkü. dış dünyaya öyle açılmak, orada halletmek, bir miktar takılmak ve geri dönmek. açılmak, yayılmak, alanları genişletmek.
belki bugüne kadar dikkatimi yanlış yere yöneltmiştim insanlara odaklanarak. belki insanlararası dünyada değildir o güvenlik hissi. belki gerçekten de dış dünyanın ortasında öylece durmak, bu rüyalarını anlatamadığın, asla anlatamayacağın insanlarla da olarak, birlikte dış dünya şekillendirmecilik oyununu hakkını vererek oynamak gerekiyor. tanıyıp görmek için, biraz yolculuk yapmış olmak için.
insanın, en büyük kendim! diye bağırması gerekiyor belki. ve hatta gelinebilecek en uç nokta, evsiz, barksız, statüsüz bir konumda o güvenlik hissini tesis etmektir, dünya evim demektir belki kimbilir (who knows-ve daimi şebek olmak). ve ölüm farklı aşamalarda karşısına çıktığında, kaybetmek istemediği insanları kaybettikten bir süre sonra onlarla geçirdiği günlerin, beraber çektirdiği fotoğrafların hesabını tutmayacak gönül ferahlığında olmak.
yapışmamak gerekiyor gerçekten detaylara. bu o kadar zor ki. hiçbir fikre, hiçbir ideal mutluluk tablosuna yapışmamak. canlılık o anda o tablonun içerisinden çekiliyor çünkü. işte böyle esnek olabilmeli bünye. az biraz denenebilir böylesi. kendi genişliğini keşfetmek fena olmayabilir. korkusuz olmayı denemek. yargıda ketum, affedicilikte geniş olmak.
hala dünyadaki evimi kuramadım, olan bu. bunları düşündürten de. insan, mutluluk, belki, sanki, kimbilir gibi kelimelerin kullanıldığı semi-dramatik bir yazı oldu şimdi, ama gecenin üçünde, bir aile evindeki yatakta sırf sağ elini iki dizinin arasına alarak yattı diye uykudan uyandırtacak bir rüya gören insanın kusuruna bakılmamalı bence. (bu bilim şeysi de bazen çok banal) hele ki birileri zamanında ona, senin rüyaların çıkar demişken. istirham ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder