10 Mayıs 2013 Cuma

feraha çıkmak

para sıkıntısı ve genel olarak sıkıntı ile klostrofobi ve fiziksel olarak sıkışmışlık arasında kurulan analoji ilginç şey. göğsüm sıkışıyor, boğazım düğümlendi denmesi üzüntü ve anksiyeteye işaret. "içim ferahladı" demek rahatlamaya, "gözüm gönlüm açıldı" demek, güzel bir görüntü karşısında duyulan hayranlık ve coşkuya işaret mesela. 

bu aralar parasal anlamda olmasa da, psikolojik açıdan feraha çıkmış durumdayım biraz daha. bilinçli yapıyorum sanki bunu, yaza çok iş yükü olacak diye, en azından bir zamanlar bizim de güzel zamanlarımız oldu, diyebilmek istiyorum, gibi gibi.

güzel zamanlarımız oluyor mu? normal, aslen rutinin sınırları içerisinde devam eden bir gidişat. şöyle özetlenebilir: iyi ile eh arasındayım, "ey"im. kitap okuma, belgesel ve film izleme, çay bahçelerinde muhabbet etme gibi isteklerim var.

geçen pazartesi itibariyle çılgın sosyal halimin önüne bir virgül koydum. öğlen yemeğe çıkarken birileri bana katılmak istediğinde dehşete kapılmaya başladım yeniden. sanki doldurdum da boşalmasını bekliyor gibiyim.

ev acayip güzel geliyor kulağa. güzel sebze yemekleri yapasım geliyor. tabii bütün bunlarda cuma sabaha kadar içtikten sonra doktorluk olacak kadar mide problemi yaşamış olmamın etkisi de olabilir. ama her şeyin asıl müsebbibi balkonu yıkamış olmam galiba. evin dışa açılan kapısı, geleceğe bakan aydınlık yüzü sevgili balkon.

bu domestik yazılar arasında geneline baktığımızda, domestik demeyeceğimiz, en fazla "rahatsız" olarak nitelendirebileceğimiz bir halet-i ruhiyem var. biri bana bu çelişkiyi anlatsın, çok isterim.

itiraf ediyorum. bütün bu coşkulu girizgahın arkasında ise az biraz eski yazdıklarıma göz gezdirmiş olmamın etkisi var. bakıyorum da depresyon ya da baudelaire'e selam ederek l'ennui buraların genel iklimi olagelmiş. başta daha genelgeçer saptamalardan ben diline doğru bir evrilme olmuş. söylenme tahtası haline gelmiş.

halbuki her gün inanılmaz keşifler yapıyorum ve sabahları perende atarak kalkıyorum yataktan.

kısa bir süre bir deney yapayım diyorum, bloga yaşamadığım her şeyi yazayım. gelecekteki kendimi kandırabilirim belki böylece. olmayan hayatın notları. bu yazıdan da çok sıkıldım nedense.

işyerinde biri 25 yaşına girdi. ona "çalışmak için çok gençsin" dedim. o sırada odaya giren 54 yaşındaki genel müdür müstehzi bir gülümsemeyle baktı bana. "artistik" çeken maalle çocuğu gibiyim, yeminlen.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder