23 Mayıs 2013 Perşembe

şuursuzluk

ilginç şey. görüş alanı analojisi yerinde olacaktır. şuurlu olunduğunda perspektif genişliyor, kadraja en az 180 derecelik bir açı sokmak mümkün. şuursuz olunduğunda iğne deliğinden bakıyoruz. şimdi mesela evde biri olunca sadece detayların ve gündelik konuşmaların artmasından mütevellit bir şuur azalması ve akışkanlık artışı yakalanabiliyor. meziyet ise ikisini aynı anda yakalayabilmek.

evde üç kişi olunca evin oda sayısıyla ters orantılı bir şekilde bir gidişat var. kişi sayısı artıp oda sayısı azaldıkça şuur azalıyor. bunlar elbette bu muhitteki mekanizmalar, ASLA genellemiyoruz.

hele bir de hasta olunca, mesela şu an benim olduğum gibi, şuur grafiğinin ortasındaki çizginin kafasına vura vura aşağı indiren yeni bir değişken ekleniyor. dolayısıyla kendimi nefes alan, uyuyan, burnunu silen ve EKLER yiyen bir varlık olarak algılıyorum şu an. n'olmuş, ne bitmiş, ben n'apıyorum, n'ediyorum, umrumda değil. önemli olan su içmek, umca almak, işe gitmemiş olmak ve uyumaktır.

kahküllerimin ağzıma giriyor olmasının, evin biraz adam edilmesi gerektiği gerçeğinin hiçbir önemi yok. bunu yeni bir tür olarak tanımlayabiliriz: deneysel domestik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder