bir tatil günü eski günleri yad edebilirim. güzel bir karar. eskisi gibi sessizliğime gömülebilirim. mış gibi, kendini kandırmak, güzel geliyor. forever young. bu cranes seansları kötü etkiledi beni. öze dönüş yaşatıyor, ama suçluymuş gibi dönüyorum öze, öze pis bir bakış atıyorum, o da hadi gelsene, hadi gelsene diyor, kendi yağımızda kavruluyoruz. bu iç savaş, beynin lobları arasındaki düello durumunu ne çok yaşadım. işe ne zor gittim. evi ne zor topladım. alışveriş ne zor yaptım. ama hepsini de yaptım. artık bir tatili hak ettim.
hazır sonbahar geliyor. bu ayı kitap okuma ayı ilan ediyorum. iyi geliyor bu aralar okumak. iş yoğunluğu biraz biraz azalırken nedense susasım geliyor. sanki o kadar eminim ki çoğu durumun tatmin etmeyeceğinden, tenezzül bile etmiyorum sanki. sahiciliğe olan inancımın kaybından değil, devamlılığa olan inancımın kaybından.
bu hallerimi kaldıracak kimse yok, dünyada yaşamıyor. kaldırmasın da zaten. içimde öyle bir kuyu var ki, bazen beni bile şaşırtıyor. o kuyuyu atlamadan bir devamlılık sağlanamaz. bense her seferinde oraya düşüyorum. artık ne bok benliği diyorlarsa buna. kristevalara, irigaraylara bağlanmasın da.
neyse perşembe oluyor. bütün bunlara aslında tek bir şarkı sebep oluyor ne komik. ama bugün etraf durulup yalınlıkla karşılaşınca, suyun üzerinde ne zor duruyorum, dedim sanki ve bütün bunlarda gelen sonbaharın etkisi var, biliyorum, dramatize ediyor muyum, etmeyi seviyor muyum, ben üretmeden bir bok olmayacak onu biliyorum, o bu şu bu, ne olursa olsun, neyi sahiplenirsem sahipleneyim, yetmeyecek, şu yazıyı yazmadıkça, olmayacak, bir şeyin büyüdüğünü, olgunlaştığını falan görmem lazım. ölüme karşı yapılmış narsist bir atak mıdır bu? (her şeyin için boşalsııın, boşalsııın)
herkesin bir kavgası varsa eğer, benim kavgam hiçbir zaman insanlarla olmadı, "kurdukları dünya" da değildi, o kadar dışsallaştıramadım, kendimden öteye atamadım, o dünya döndükçe, ben orada adım attıkça, ait olmanın mutluluğu bazen başka hiçbir şeye benzemedikçe, dış dünya canım, diyemedim. içinde oldum, birbirleriyle alakasız bir sürü arkadaşım oldu.
içte ise yalnızca yoğun bir istek gördüm. ve bunu karşılayacak hiçbir sahipliğin, bir nesnenin olmadığını neyse ki çok çok önce öğrendim. insanlarla ilgili değildi, ve evet insanlarla ilgili değil. sanki başka bir zamanda yaşama isteği gibiydi. hala karar veremiyorum, potansiyel insanlı durumlarda yalnız kalma isteğimden, tamamen rahat olamayacaksam, yakın olmayacaksa hiç olmasın düşüncemden utangaçlık mı, dışarı yansıttığı imajı kontrol etme isteği mi, yoksa içe dönüklük mü sorumlu. dışarıdan birisinin utangaç demekte zorlanacağı bir kişiyken, gösterilen sosyal performanslarla içe dönük yaşayış arasında uyumsuzluk bakiyken. ama şunu iyi biliyorum ki yalnızca biriyle açıklanacak bir durum yok. kendini yansıtma ve yaşama isteği de değil tam olarak ama. bilemiyorum.
bazen çok zor alışıyorum, değişikliğe gelemiyorum, bu hali de sevmiyorum, akışkan insanlar hoşuma gidiyor, bir tanıdıklık arayışı ama bundan sıkılma durumu içerisinde gidip geliyorum sanki. ev kurmaya çalışıp bir yandan bozuyorum.
neyse. hem tatil hem kitap planlarım var. kuyuya birkaç taş atalım. perşembe oldu, ayrıca gerçekten çok komik, bütün bunlardan yalnızca bir şarkı sorumlu, galiba drama kaçınılmaz:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder