şimdi bu hükümet, "ustalık" dönemini olimpiyatlara ev sahipliği yapma hakkını kazanarak taçlandırmak istedi ya hani, sonra bir olmadı, 3 şehir arasından 2. olundu, 5. kazanma denemesi de boşa gitti falan. neyse.
olimpiyat şehirlerine organizasyonun uzun vadede getirdiği sosyal ve ekonomik yüklerden bahseden birçok yazı mevcut, zaten bu mevzuyu geçelim. olmadı, iyi ki de olmadı, engelliler için seferberlik halinde bir düzenleme yapmaları gerekiyordu kent çapında, olsaydı, bu düzenlemeyi yapmak zorunda kalacaklarından, o kısım iyi olacaktı.
ama bende bu durum farklı bir etki yarattı psikolojik olarak. hani sınıfta çok hırslı bir insan vardır ya da mesela dershanede. tepiniyordur, kendini paralıyordur, bir hedefi vardır, türkiye üçbinmilyonuncusu olmak istiyordur falan. sonra çalışır, didinir, gerektiğinde başkalarının hakkını yemek pahasına bir şeyler yapar. bir yandan da kendinden hep emindir. ve sonrasında olmaz. istediğini elde edeceği gün gelir ve o istediği olmaz. işte o zaman, o insana bakıp sana dokunmayan, hiç umursamadığın bir konuyla ilgili pek de saygı duymadığın bir amacın peşindeyken o, başarısız olunca bir acıma hissedersin. bütün süreci görmüşsündür, bir seyirci gibi uzaktan izlemişsindir, küçük vukuatlarını görüp onaylamamışsındır ama ne hali varsa görsün demek dışında başka diyeceğin de bir şey yoktur. fakat kötü bir başarısızlıktır bu, nedense hafiften rezil olmaya benzer. işte, bu olimpiyatları kaybetmeleri (onların, benim değil, istanbul'un da değil) bende bu örnektekine benzer hissiyatlar uyandırdı ufaktan. anlam veremediğin, televizyonda kendini rezil eden insanı izlerken kanalı çevirdiğin andakine benzer bir empati hali.
buna da özetle yanlış empati diyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder