evin salon görünümlü oturma odasının penceresinden bakıldığında karşıda kalan bir ganyan bayii var. bu bayiin içerisinde bir takım adamlar bütün gün boyunca aynı yöne doğru oradaki bir ekrana bakmak suretiyle sosyalleşiyorlar. sürekli bir sirkülasyon söz konusu.
bu ganyan bayiinin tabelasının parlaklığını, gece ortaya çıkan o aşırı renkli, kırmızı beyaz halini sevmiyorum. o olmasa benim baktığım yerden başka bir ışıklı tabela yok caddede. sokak kar yağınca büyük bir beyazlık ve sessizlik olarak geri dönebilme potansiyeline sahipken ganyan tüm planları bozuyor.
öndeki cadde eğimli. geri dönüşümcü çocuklar da gece caddeyi boş bulunca salıyolar kendilerini aşağı arkalarında yükleriyle. spor ayakkabılarını da fren olarak kullanıyorlar. bayağı bir ustalık gerektiren bir hareket bu, her seferinde yuvarlanacaklarmış gibi geliyor bana ama yuvarlanmıyorlar.
sonra evin diğer tarafında bir park var. o parkta geceleri içen "mahallemizin delikanlıları" var. onlu yaşlarının son günlerini yaşamaktalar muhtemelen. ben de gecenin bir yarısı sigara kıtlığını dindirmek üzere markete yol aldığımda karşılaşıyoruz kendileriyle. bu vesilelerle mahallemizin gece hayatının bir parçası oluyorum kısa süreli de olsa. marketteki çocuk beni tanıyor, sigara demem yeterli winston lights almak için. pek bir ayrıcalık sayılmaz. sonra marketin bir saatten sonra içkici müşterileri oluyor. ben de bir sigara bir gofret alıp çıkıyorum. nedense komik geliyor bu bana. bazen yoğurt alıyorum. o daha da komik geliyor.
bir de gece köpek sürümüz var. yaklaşık yirmi köpek kadar. neredeyse hepsi sarı tüylü ve sabaha karşı deli gibi koşturuyorlar boş caddelerde. gündüz köşelerde bir iki üyesini görüyorum sadece. vampirler gibi gecelerin efendisi şeklinde takılıyorlar. yıldız üniversitesi durağındaki çeteyle aralarında bir ilişki var mı, acaba o çeteyle bunlar aynı mı, yoksa rakip mi, hiçbir fikrim yok. yalnızca bir üyeleriyle yakından tanışma fırsatı buldum maalesef. o da şu şekil: geçen yaz bir köpeğin viyaklamasıyla sabaha karşı uyanınca ve bu viyaklama neredeyse yarım saat boyunca devam edince köpek herhalde kötü durumda, bir bakmak lazım dedim. (çok eksperimdir köpek kurtarmada) önce pencereden baktım, göremedim köpeği. sonra aşağı indim, yağmur yağıyordu, başımda kapşon, evin arka bahçesinde dolanıyorum. ve gel git, bir şekilde köpeğin yan apartmanın bahçesinde kot farkının olduğu yere düşmüş ve çıkamadığını fark ettim. kendisinin yanına gittiğimde elbette benden hiç hoşlanmadı. büyük taşları üst üste atarak ona basamak yaptım, çıkmaya yeltenmedi. acayip paniklemişti, ama hiçbir şeyi de yoktu. sonra biraz daha bekledim, sakinleşir bana alışır gibi olunca, yanına atladım. duvar da neredeyse boyuma geliyor. ve hikayenin bundan sonrası elbette salak salak salak şeklinde devam ediyor. hatta salak demeye taşları koymaya başladığım andan itibaren başlayabiliriz. neyse, böylece sürünün bir üyesiyle de tanışmış oldum.
ve yanına atladığımda elbette delirdi. n'apacaktım acaba? bir gerzek niye böyle bir şey yapar? yalnızca gerzek olduğu için mi? kahraman mı olmak istemişti? yoksa her şey uyku mahmurluğunun bir cilvesi miydi? işte bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz...
köpeklere fısıldayan adam görseydi, yöntemlerini mahallede tatbik ettiğim için çok kızardı bana herhalde. peki bu dipsiz kuyudan nasıl kurtulmuştu? yüzyıllardır sakin olan bu mahallede herkesin hayatı bir gecede alt üst olacak mıydı?
şöyle oldu: çocukken kapı kenarlarına çıkma oyununu oynarken yaptığımız hareketin aynısını yaparak duvarın tepesine tünemek suretiyle üç gün kas ağrısıyla dolaşmama sebep olacak bir çıkış yaptım. ama ölmedim, bu da bir şeydir. sonra yukarı, eve çıktım ve artis köpek o taşları kullanarak mı bilemeyeceğim, çıkıp gitmişti oradan. bu da böyle bir anımdı. ve sonuçta bu arkadaşlardır ki mahallemizin sokaklarının gece boyunca tek hakimleridir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder