6 Nisan 2013 Cumartesi

konser, kitap

bugün ayrıca yine çay bahçesi, yine kitap ve sonrasında ikinci kez murcof'a gidildi. sember'ın sözünü hatırlayalım tekrar: art is a glimpse to how an unalienated life would be.

dolduruyor bir şekilde insanı. böyle böyle dolduruyor. "bir şey" yapmışsın, bir işe yaramışsın gibi hissediyorsun. konsantrasyonunu uzun bir süre aynı noktada tutabilmek bile bir lüks sanki artık. bunu sağlıyor biraz da benim için sanki.

sonra da insanlardan umudumu kesip kesmediğimi düşündüm. hayatındaki yoklukların ve boşlukların, kendi yabancılaşmalarının müsebbibi olarak olmayanları ve aslında hiçbir zaman olamayacakları suçlamanın ne beyhude olduğuna kanaat getirdim yine. olmadıkları şeyleri insanlardan talep etmek ancak bir kısırdöngü, rüzgarla parlayıp kendi kendine sönen hırslı bir sigara külü diyelim. isteklerimizi bir fayda-zarar ilişkisine göre düzenlemiyoruz elbette. istiyoruz nokta. ama gerçekten olan, olmayanlara değil olanlara oluyor en sonunda. ve arada olanlar var, hakkını da teslim edelim.

bir de şule gürbüz'ün yalancı aslan bey öyküsü var elbette. etkileyici, tekrar tekrar okunası. okumadığı okula giden, bilmediği lisanları konuşan adam. yalan niye olsun, varlık doğru mu? diye soruyor aslan bey. bütün mahalle o öldükten sonra ağladı, papaz bile dinini ona borçluydu. aslan bey varlığın, yalnızca var olmanın dehşetengiz tarafının o kadar farkındaydı ki, "gerçek" denilenlerin kuru tadının, gerçeğin yavanlığının peşine düşesi gelmedi. yalanla yürüdü, en doğru şekilde de öldü.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder