23 Temmuz 2013 Salı

aşk

biraz sonra pembe diziye bağlayacak blog.

duygusallığın içerisinde umut varsa, aşkın içerisinde de korku var. ama korku derken ürkmekten, çekinmekten bahsetmiyorum. arzunun nesnesinden duyulan bir dehşet hissinden bahsediyorum. bugün çay bahçelerinden çay bahçesi beğenirken böyle bir keşif yapmış da oldum kendi adıma. sanki ölümüne gidermişçesine bir ruh hali içerisine giriyor insan aşık olduğunun yanında. zaman çok yavaşlıyor bir yandan, en ufak hareket en büyük etkiyi yaratacakmış gibi gelebiliyor, öte yandan zaman çok hızlı geçiyor, sanki hiçbir hareketin ve sarf edilen cümlenin kontrolü kişide değilmiş gibi hissedilebiliyor. beraber geçirilen vakit sonrası, ben ne söyledim, ben ne yaptım? afallaması bir kaza anı sonrasını hatırlatıyor.

zaten insanın başına çok fazla da gelmiyor bu aşk denilen fecaat. yıllar öncesinde önümde duran spagetti bolonez'i yemeye çalışırken (bir aşık buluşmasında en son söylenecek yemek herhalde) yemeği yedim mi, nasıl yedim anlamamış, bitirememiştim. aslında ben tokmuşum, hiç acıkmamışım, fon olsun diye yemek söylenir mi, bir yemek yenirken bu kadar sağa sola bulaştırılabilir mi, gibi sonsuza uzanan mini mini cümleciklerim, bunların yanında pis kalp çarpıntılarım olmuştu. şimdi anlatınca sıkıcı geldi, ama değildi.

hayat işte, acayip işler sayın seyirciler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder