hakikaten bazen intihar atlayışları yaptıracak bir deli siniri geliyor bana. öleceğimi bilip de yine üzerine koşacak bir hal.
mesela gecenin 10'unda bana tırı vırı bir mevzu yüzünden mail atılıp onun akabinde 40 sayfalık bir çeviri yapmam istendiğinde (spinoza'lı ve bataille'lı), ve onun akabinde gece 11 30'da tekrar başka bir tırı vırı mevzudan dolayı mail atıldığında, her şeyi bırakıp emek sömürüsünün türlü halleri, siz yoksa hala prekaryalılaştıramadıklarımızdan mısınız?, gönüllü müyüz, profesyonel mi? ırgat mıyız, salak mı? verimli kafa atmanın 10 yolu, alternatif başlıklarını taşıyan bir kitap yazasım geliyor. esnek değilim, çalışma saatlerimi öngörmek istemekteyim, bunu lüks olarak algılayıp, suçu çalıştığı kurumda, sistemde, sömürünün kendisinde görmeyip çalışma arkadaşlarının tembelliğine vuranlara ve bunu "gerçekçilik"le açıklayanlara marx'tan başlayıp tanıl bora'yla bitirdiğim bir lecture verme isteğiyle dolup taşıyorum. sonra höt diyesim geliyor kendime, zöt diyesim geliyor, yine de lan sömürü bu ya, bayağı bildiğin, bunun içerisinde söylenenip de işleyişte değil insanda kusuru bulanaysa, artık hangi motivasyonla bu hale gelmiş olursa olsun, bunun maşası, savunucusu olmuş diyesim geliyor. o sebeple her türlü etkileşimle arama 800 metre koyup uzaklaşasım var. süreci sahiplenip pozitif oldukça bunu "o zaman senin tepene çıkabilir, ve sabaha karşı 3'te, telefonuna düştüğünü bildiğim maillerden bir tanesini de sana gönderebilirim" olarak algılayanlara, bak kardeşim, hayır kardeşim diyerek tane tane açıklayasım var. yaşasın barış, yaşasın her şey diyesim, pozitif olasım var, çok acayip olasım var. kültürel sermayeniz batsın. böyle yapacaksanız, allah aşkına marx'tan, bilmem neden dem vurup da sanat yapmayın.
oh.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder