23 Temmuz 2013 Salı

duygusallık

duygusallığın yarısı insanın kendisine eziyet etmesinden geliyormuş, diğer yarısı da kendiliğinden. duygusallaşmanın içerisinde bir de geçmişe yönelmiş bakış var. geçmişe bakmadan duygusal olmak zor.

bugün anlamsız bir şekilde, fizyolojik döngülerden de bağımsız olarak garip bir duygusallık vardı üstümde. bu hali yönlendirebileceğim bir odak olmadığından, işyerinin ortasında duygusal duygusal kalakaldım.

ama biraz durup içerisine bakınca bu halin, getirdiği yumuşak başlılığın yanı sıra başka özellikleri de olduğunu görüyor insan. sürekli beslenmek istiyor bu duygusallık, müzikle, olmadı başka araçlar aracılığıyla büyüyebilme ve bilinci ele geçirebilme özelliğine sahip. biraz arsız. duygusallığa teslimiyette de öyle bir pasif hal var ki, kurban gibi hissetmeyle karışmaması imkansız gibi.

akşam figurine'dan heartfelt'i açınca bu durum doruğa ulaştı bende. neredeyse 10 yıl öncesine gittim geldim, ondan bu zamana gelen geçenlere şöyle bir bakış atıp biraz kısır sayılabilecek bir ruh halinin içerisinde buldum kendimi en sonunda.

iyi gelmedi bu. içerisinde hiçbir şey yapamadığımı ve yapamayacağımı hissettiğim durumlar iyi gelmiyor bana, hiçbir zaman gelmedi.

ama bir yandan da acaba umutlu duygusallık diye bir mefhumdan söz edebilir miyiz acep. mesela geleceğini bildiğin ama henüz uzağında olduğun sevgiliyi beklerken/özlerken gibi. ve hatta acaba duygusal ruh halinin kendisi, bunda boğulma, içinde yüzme isteği melankoli gibi bir geriye atılmışlığı içermediği için bir umut arayışı olabilir mi? sanki geriye dönerken insan, nostaljiden beslenen bir duygusallıkta geçmişte kalanı tekrar yaşamaya ve oradan bir umut mu diriltmeye çalışıyor acaba? who knows?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder