12 Şubat 2013 Salı

asılı

bir şeyi daha acayipsedim. 

ilişkilerin başında, aşki anlamlandırmalar yüksekken - özellikle genç zamanlarda kolayca - edilen büyük sözler, laflar, eğer ilişki devam edip de iyice bir rutine binerse yerini ne kadar sade, sakin ve bazen sakil şeylere bırakabiliyorsa, böyle bir ilişkiden çıkarken ayrılmayalım temalı son büyük lafların tekrar kullanıma sokulması da bir o kadar ilginç. ama bu sefer o sözler sarf edeni ne kadar da kırılgan ve bazen patetik kılıyor, ne menem döngü. 

hatta karşısındaki kulaklar duymadığı için midir, yoksa gerçekten yalnızca alışkanlıklarını koruma adına gireceği son harpte olduğundan mıdır bilinmez, o sözleri sarf eden sözlerine yabancılaşıyor bazen de. 

gerçekten bazı kelimeler ancak duyacak kulaklar içindir. bunu düşünme pratiğimizde bir başlangıç noktası olarak kabul edebiliriz. 

işte o son seferde, çoğunlukla sesler gideceği kulağı bulamıyor. işte ve işte, bütün bunlara şaşırıyorum aslen. kulağını bulamayan bütün o sözlere, aşk içi, aşk dışı, teker teker şaşırıyorum. havada asılı kalıp yavaşça yere süzülüyorlar sanki. sonra oluklardan mazgallara, oradan da kakafonik bir yeraltı dünyasına. 

ama söylemeden geçemeyeceğim, arka fonda çalan eyyy apparat, sana da yaşa diyorum, yaşa emi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder